Hedef Odaklı mı Gelişim Odaklı mı Olmak Lazım?

“Devamlı olarak büyümek ve gelişmek yerine, neden elde ettiklerimle yetinmeyeyim?” diye düşünüyor olabilirsiniz. O zaman şunu soralım: “Tüm hedeflediklerinizi elde ettiniz mi?” Cevabınız “evet” mi? İşte sorun da burada. Şimdiye kadar gelişim odaklı olmak yerine hedef odaklı çalışmışsınız.

Başarı yolundaki çoğu kişi, hedef belirlemenin ve bu hedeflere ulaşmanın önemli olduğunu bilir. Amaçlanan bir varış noktası olmadan, yolumuzu kaybederiz. Bununla birlikte hedef koymaktan daha önemli bir şey vardır: Gelişim göstermek. Hedef odaklı ve gelişim odaklı düşünce biçimlerini karşılaştıralım.

Hedef Odaklı Düşünce Biçimi:

  • Dikkatiniz varış noktası üzerindedir.
  • Sizi ve çevrenizdekileri motive eder.
  • Dönemseldir.
  • Hedefe ulaşıldığında gelişim durur.

Gelişim Odaklı Düşünce Biçimi:

  • Dikkatiniz başarı yolculuğu ve süreç üzerindedir.
  • Sizi ve çevrenizdekileri olgunlaştırır.
  • Hayat boyunca sürer.
  • Hedeflere ulaşıldığında da gelişim devam eder.

Varış noktası yerine yolculuğa odaklandığınızda hedefleri doğru perspektiften görürsünüz, yol boyunca adımlar atarsınız ve duraklamanıza gerek kalmaz. Şunu anlamanız çok önemli: Başarılı insanlar günden güne büyürler, bir günde değil. Hedeflerinize ulaşmak tek amacınız haline gelirse başarısızlığa uğradığınızda büyük bir hayal kırıklığı yaşarsınız. Başarılı olduğunuzda da tüm işinizin bittiğini düşünürsünüz. Ancak gelişimi amaç edinirseniz rekabet devam eder, ilginiz kaybolmaz ve hayatınızın son gününe kadar gelişirsiniz.

Sabırlı olun ve mümkün olduğunca fazla deneyim edinin. Çünkü gelişim, zaman alır. Eğer gençseniz ya da yeni bir işe başlıyorsanız gelişiminizin bir süreç içerisinde yavaşça meydana geldiğini duymak hoşunuza gitmez. Yüksek bir gelişim seviyesine ulaşmak için zamanın yerine koyabileceğiniz hiçbir şey yoktur. Adlai Stevenson yıllar önce bir üniversite mezuniyet konuşmasında şunları söylemiş: “Bir adamın elli yaşındayken bilip de yirmi yaşındayken bilmediği şeyler, sadece anlatarak öğretilemezler. Hayatta yaşanan her şey yirmi yaşındaki gence kolayca anlatılabilir. Bunları başkalarından duyabilir ya da okuyabilir. Ama o, henüz yaşamamıştır.

Elli yaşındaki bir adamın yirmisinde bilmediği şey, kitaplardaki formüller ya da kelimeler değil, karşılaşacağı insanlar, gideceği yerler ve yapacağı eylemlerdir. Bilmedikleri; dokunarak, görerek, duyarak kazanacağı bilgiler, başarılar, başarısızlıklar, uykusuz geceler, adanmışlık, sevgi gibi insana ait duygular, deneyimler, görülmeyene duyulan inanç ve saygıdır.”

Eğer kariyerinize daha yeni başlıyorsanız kesinlikle kişisel gelişiminiz üzerinde inisiyatif almalısınız. Ancak sabırlı da olmalısınız. Getirebileceğiniz çözümlerden birisi de bu serüveni daha önce yaşamış olanların hayat tecrübelerinden dersler çıkartmaktır! İyi bir öğrenci olursanız bilgeliği içselleştirir ve belki de onların yaptıkları hataları yapmaktan kurtulursunuz.

Deneyimlerin en iyi öğretmen olduğunu biliyor olabilirsiniz. Ama aslında bu da yeterli değildir. Deneyimlerden tam olarak yararlanabilmek için sorgulayıcı düşünme alışkanlığını benimseyin. Deneyiminiz hakkında sorular sorun kendinize. Mesela; “Bundan ne öğrenebilirim?” ya da “Gelecek sefere neyi daha farklı yapabilirim?” Bir dahaki sefere değişik şeyler yapın ve güvenli alanda kalmayın. Eğer dün yaptıklarım bana hâlâ büyük şeyler gibi geliyorsa gelişmiyorum demektir. Deneyimlerinizin sizi etkilemelerine ve değiştirmelerine izin verin.